Başrollerde çok tanıdık yüzleri gördüğümüz ve oyunculuklarıda çoğumuz tarafından beğenilen bu film, bence sadece ve sadece FRAGMAN FİLMİ. İki buçuk saat sürüyor... Sıktıkça sıkıyor... Kötü bir senaryo... Ama çok güzel Wallpaperlık sahneler var... Sanırım filmin yönetmenide elindeki senaryodan bişey çıkmayacağını farketmiş ki, görsele vurmuş kendini... İşte hepsi bu...
Başrollerde çok tanıdık yüzleri gördüğümüz ve oyunculuklarıda çoğumuz tarafından beğenilen bu film, bence sadece ve sadece FRAGMAN FİLMİ. İki buçuk saat sürüyor... Sıktıkça sıkıyor... Kötü bir senaryo... Ama çok güzel Wallpaperlık sahneler var... Sanırım filmin yönetmenide elindeki senaryodan bişey çıkmayacağını farketmiş ki, görsele vurmuş kendini... İşte hepsi bu...
siyahpusula

Sonunda bende Issız Adamı izledim... Ne olduysa son 10 dakikada oldu... Sıkıntı, offlaamalar, bu ne yaaa demeler... Kötü oyunculuklar... Tonlamalardaki yanlışlıklar... Say say bitmez beğenmediğim yanları... Deneysel bir fransız filmi havasında ve aynen filme Fransız kalarak izledim... Sanki prova yapılıyormuş tadında geçen, çalakalem oyunculukların (anne hariç tabii), sindirilememiş repliklerin ardından birde yetmezmiş gibi ha bire "ben simgeyim bak burdayım" diye bağıran anlar... Anladık, kız entellektüel, biraz duygusal... Simgesi ne? Kitaplar... Duygusallığıda ikinci el kitapları sevmesi, başka insanların hayatlarına dokunabilmeyi istemesi...
Oğlan tam bir o...çocuğu filmin başlarında... Niye? Çünkü yönetmenin simgesi bu, tam bir Türk filmi hikayesi... Kadınlarla para karşılığı düşüp kalkan, şiddete meyilli... İçindeki çocuğu çürütmüş bir oğlancık... Birden elde edilmesi zor bir kuşla karşılaşmalar... Peşinden koşmalar... tiyatral sahneler filan... Sonra sevişmeler... Sonra daralmalar... Klasik mevzular yani... Ama diyorum ya; ne olduysa son on dakikada oldu... Çağan IRMAK yaptı yine yapacağını... Kalplerimizde ki o gizli, kimselere göstermek istemediğimiz yeri buldu, o buruldukça burulan, hıçkıra hıçkıra ağlayan yere dokundu... Üstelik bunu farkettiğin anda, iş işten geçmiş oluyor... Yönetmenin kucağında buluyorsun kendini...
Kaybedilmiş aşklar vardır... Yaşanılması gereken, ama çoğunlukla kaçırılmış ve ardından, sızısına mahkum zamanlar... İşte o zamanlara bir adanmışlık hikayesi diyebilirim bu film için... Yalnızlığın, nasılda yozlaştırdığını insanı, nasılda dönülmez yollara soktuğunu düşündürten bir film... İzlemeseydim, çok şey kaçırır mıydım... Kaçırmış olmazdım; ama bu yazıda olmazdı...
Şimdiden iyi seyirler...
siyahpusula
Normal şartlarda baba-kız ikilisi gündeme geldiğinde konu ne olursa olsun içimden böğürerek ağlarım, kimsecikler duymaz... Ama işte bu yönetmenin sırrı burda... Dramatik bir senaryoyu - bir yaşam öyküsünü alıp, çok dramatik olduğu halde bir şekilde gerçeği görmenizi sağlıyor. İzlerken, çocuk kalan yanlarımı gördüm... Farkettim ki; ki yazıktır "keşkelerim" olmuş benimde... Dışarıda üstüme üstüme gelen hayata karşı tututanacak bir aidiyetlik arayıp durmuşum... filmi izlemeden önce çoook zamanlar önce yani 8-10 yıl önce yazdığım yazıları okumuştum sevdiceğime - tesadüf bu ya-hatta sonrasında "eskiden bildiğim ne çok kelime varmış" dedim... şimdilerde görüyorum ki; bildiğim kelimelerin sayısı sadece gün içerisinde anlaşılabileceğim kadar kalmış... bazı insanlar, çoğaldıkça azalırlar... bende öyleyim... çoğaltıkça azalanlardanım... acılarım çoğaldıkça nefretim azaldı... gözyaşım çoğaldıkça ağladığım konular azaldı... azaldım... azaldım... azaldım... azalan insan intihara en yakın insandır... çünkü azaldıkça hisler yok olur... sonra birgün bir baktım ki, benden geriye tecavüze uğramış çocukluğum, katledilmiş, örselenmiş, beli kırılmış bir yabancı kalmış... işte hayat diyorum... adil değildi... suçlanacak birileri ya da birşeyler bulunur her defasında... ben kendimi suçladım... ya dibine vurmalıydım uçurumların ya da yükselmeliydi içimdeki o umut... ahh umutt... umut etmek... umudu kalmayan bir insan bir vahşiye dönüşür... tanınmaz bir yabani, kimliksiz bir "şey" olur... işte "çoğaldıkça azaldım" dedim ya... buldum ait olduğum yeri... yeşerttim solan çiçeklerimi... çocukluğumun kaybedilmiş günlerini kızıma verdim... şimdi gülüşüyoruz birbirime bakıp bakıp... Ve sevgili, canım sevgilim... Aitliğim, yuvam, nefesim, güneşim... İyi ki varsın... İyi ki kesişti yollarımız ıssız bir ağacın gölgesinde... Bak büyüdük, yeşerdik, çoğaldık... Umut... Eyyy umut... Terk etme bizleri...
siyahpusula
Afişleri yırtanların, çöp kovalarını gecenin bi vakti tekmeleyipte uykumda bombalanmış gibi uyanmama neden olanların, geciken mektupların, e-maillerin, çalıpta açılmayan telefonların, tam duygusala bağlayacakken gelen gülme krizinin, sıfır beden olduğu halde hala ""yeeaaa çok şişmanım" diyen gıcıkların, çıkmayan piyango biletinin, aşkımcığımın dişini mahveden iki gündür deli divane evde dolanmasına neden olan o dişçinin, krem şantiyi icat edenin, ağzıyla değilde g.tüyle içenlerin, evrimini tamamlayamamış fordtanusların, bozuk dvdlerin, yanan harddisclerin, biten pillerin, ne olduğunu bilmeyen tiplerin, hayatında bir tanecik kitap okumadan yazar olanların, bizi evlere mahkum eden saçma sapan dizilerin, köleleştiren siyasetin, "sanat için soyundum ama selilütlerimi fotoşoplattım" diyen embesil tiplerin, moda uğruna maymun kıvamında dolaşanların ayy yaz yaz bitmiyor... Neyse işte hepsinin Allah belasını versin... gözüne dizine dursun inşallah... en sevdiğin ayakkabının teki kaybolsun, gözün çıksın emi... boğazında dursun... 100 kilo ol emi... su içsen yarasın inşallah... denize doğru koşarken bikininin ipi kopasıca... rezil ol emi... Bıktım yapmacık insanların, yapmacık gülüşlerinden... Neysen o ol arkadaşım... Ne olduğunu bilmiyorsan sus bari... sus!!!!!!
siyahpusula
Uzun zamandır izlemek istediğim bu filmi en nihayetinde izledim amma velakin umduğumu bulamadım... İlk dakikalarında aşkımcığım, "bu film bizi şaşırtacak gibi görünüyor" desede tam bir hayal kırıklığı yaşadık...Sözüm ona dramatik bir aile filmi... Dominant bir baba, babaya müdahale edemeyen pasif bir anne... Babasından nefret eden bir çocuk... Bluğ çağında bir teyze falan filan... Uzun zamandır Julia Roberts'ı sinemada görememiştim... Görmesemde olurmuş... Filme kattığı ekstra bir oyunculuk, farklı bir bakış açıcı yaratamadığını düşünüyorum... En son Mona Lisa Gülüşünü izlemiştim... Çok hoşuma gitmişti... Sanırım yine bu tarz bi film beklemiştim... Keşke beklentilerimi resetleseydim...
Neyse izlemiş bulunduk... İzlemesemde olurmuş...
siyahpusula

Toplum içerisinde hareketlerime özen göstermem gerekiyor...
Temiz, düzenli olmalıyım.
Yemek yapmalı, sofrayı kurmalı, kaldırmalı, bulaşıkları yıkamalı... Meyve servisi, tatlı servisi... Ne alırdınız... Çay-Kahve...
Yatağı toplamalıyım... Ama çarşaflarıda kontrol etmek lazım... Çamaşırları yıka, katla, ütüle, yerleştir...
Ya bu çoraplar neden yatağın altına gizleniyor sürekli... Bak gene temiz çorabın kalmamış... Üfff yaaa...
Toz almam lazım, süpür, sil... Alış veriş...
Aaaa unutmuşum bebişim ya bi daha ki sefere alırız söz... "Zaten beni hiç sevmiyorsun hep unutuyorsun" Ama bitanem... Küüütt...
Off biraz hava almam lazım... Yürüyüşe çıkıyorum ben... Ne yürüyüşü beeaaa işlerim var nasıl yetiştiricem... Şu firmanın logosu, bu firmanın lansmanı, matbaada sorun olmuş kusura bakmayın cumartesiye yetiştiricem lütfen sizde biraz anlayışlı olun gerçekten işler çok yoğun...
Alo Ahmet abi, X firmanın kurumsal renklerinde bir sorun olmuş abi yaa... Abi renk için numune göndermiştim ben... Karıştırmışlar mı? Ahmet abi gülme bari yaaa... Biliyosun adam cins... Anlatamam şimdi derdimi ben ona... Cumartesiye yetiştirmem lazım... Mümkün değil mi? Yapma yaaa...
zzzzzzzzzzzzzzz... biraz sessizlik lazım... Tamam sakin ol... Nefes al... Evet ben bir çiçeğim... Tarçınlı kurabiyeyim... Ben güçlüyüm, hallederim... Süpermen kim hatta o benim...
Neyse en azından metin yazayım bari kafam boşalır... Aloo anne Okyanusa biraz göz kulak olur musun emzirdim ama durmuyor ofiste sıkıldı biraz ilgilensen... Yaaa peki tamam o zaman.. yok sorun değil... sana iyi eğlenceler... tamaaammm öpüyorum sende selam söyle... Hah aşkım geldin mi? Aşkım biraz bebişi al ya şu yazıyı bitireyim hiç değilse... Müşteriye mi... Hemen mi çıkacaksın... Offff tamam sorun değil hallederim...
Meleğimmmm karnında tok, biraz uyusan... Dandini dandini dandini... zzzzzzzzzzzzzzzzzzzz...
O ooo kaka yapmışsın... Sürprizzz yanıma aldığım yedek bezler bitti... Napıcam şimdi... Tamaaamm ağlama meleğim... anne şimdi halledicek...
Ne anlatıyordum ben yaaa?
siyahpusula
İşte tuhaf bir film daha... Fakat bu defa komeditrak bir havada çıkıyor karşımıza... Film boyunca Barcelona'nın muhteşem bohem havasını soluyor gibi oldum desem yeridir...Sanki akustiği çok güzel bir mekandan izliyor gibiydim bu filmi... Zaman zaman nevrotik kişiliklerin kendinizi yansıttığını düşünebilirsiniz sizde benim gibi... Ya da bazen amaaaaan her filmdede bir mesaj aramak ne kadar aptalca ama bak burda aynı benim gibi değil mi diyerek sevdiceğinizle kıkırdaşabilirsiniz...
Fakat bir şey var ki gerçekten Penelope Cruz denilen bu kadın süper süper süper... Rolünün hakkını fazladanda fazla verdiğini düşünüyorum... Bu ne vahşet... ne şehvet... bir insana İspanyol olmak anca bu kadar yakışır... Şimdiden iyi seyirler diyorum...
siyahpusula
Tuhaf...Sarsıcı...
Üzgün ama asla pişman değil...
Nefes Kesici... Sorgulatıcı...
Keşkeleri çok ama asla mutsuz değil...
Ruhunuzun kara deliklerine dokunan, yaşamındaki mutlulukların farkında olamayanlar için fazlasıyla iç acıtan bir film...
Brat Bitt ve Cate Blanchett'in baş rollerini üstlendiği bu filmde gerçekten tüm oyuncuları çok başarılı buldum...
Pişmanlık... Korku... Özlem... Şehvet... Şefkat... Aşk... Sadakat... Yani hayatın kendisi... Tek bir farkla karşımıza çıkıyor bu filmde...
Zamanı geriye alıyoruz...
Uzun bir film olması sebebiyle iki bölüm halinde izlediğim bu filmi mutlaka izleyin... Farklı kazanımlar elde edeceğinizi düşünüyorum
siyahpusula
Abba deyince çığlık atanlardan biri olarak bu müzikale bayıldııııımmmmm...Bu filmde enerji vaaarr... Mutluluk vaarrr... Görsel bir şölen vaaarrrr... İzlerken kendimi bir ara orada yaşamak istiyorum dediğim koyun içerisinde bulu verdim... Yaşlanınca bir sahil kasabasında yaşamak isteyen biri olarak kesinlikle hayalimdeki yuvayı gördüm... Her nekadar film Yunan adalarının harika görselliğinde çekilmişsede sanki yanıbaşımızdalar. Bodrum'dalar. Bu mizikal filmin en güzel tarafı bence karakterlerinin yakın oluşu ve gerçekten sıcacık bir film... Dün izlediğim bu filmi sabah çeşitli bahanelerle ara ara gizli gizli sırıtarak izledim... Gene izlemek istiyoruuummmm:))
siyahpusula
"Ödülü, tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme adıyorum..."Bu cümleyi ilk duyduğumda içimde tarifsiz bir sızı oluşmuştu... Tutmasam kendimi ağlayabilirdim bile... Hala bile ne zaman "Nuri Bilge CEYLAN" dense bu cümlesi gelir aklıma...
Her karesi ayri bir fotograf... Bak doyasıya, her ayrıntıdan bir roman yaz... Küçücük zaaflarımızı hatırlatan, kızdıran, kıskandıran, zaman zaman yanlızlaştıran, yanlızlaştıkça çoğaltan bir sinema anlayışı... Ülkemizde henüz çok yeni bir tarz. Bu yüzdende izlerken zorlandığım fakat hiç bir karesini kaçırmamaya çalıştığım bu filme oyunculuklarıyla ölümsüzlük kazandıran oyuncularıda es geçmemek lazım... Birgün Nuri Bilge CEYLAN günü düzenlemek lazım... Şu ana kadar yönetmenliğini yaptığı filmlerini hiç ara vermeksizin izlemeli ve yönetmenliğinin o doyumsuz tadına varılmalı diyorum... En kısa zamanda yapacağım...
siyahpusula
Sokaklar, leylekler, çiçekler, solan yapraklar, rüzgar, kar, lambalar, tütsüler ve kadehler...
Cicimi cici giysiler, morlar, pembeler, maviler...
Taptaze fikirler, harika yemekler, turtalar...
Dünden ve bir önceki günden daha güzel başlangıçlar...
Kavgalar, barışmalar, öpücükler, sarılmalar...
Kavuşmalar, ayrılıklar...
Portakal kokusu, çilek, mayıs ve haziran...
Sıcacık bir banyo, yumuşacık yastıklar...
Deniz, güneş, kum...
Şarkılar, şiirler ve muhteşem kitaplar...
Filmler, diziler, sinema...
Oyunlar, oyuncular ve oyuncaklar...
Sütlü kahve ve çamların altında kırmızı şarap...
Mutluluk, huzur, sağlık, siyaset
Dilekler, iyi niyetler
Umutla, inatla
Bu senede piyango bize vurmasa da
Hoşgeldin 2009...
siyahpusula

VATAN HAİNİ
"Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala.
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala."
Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne,
kapkara haykıran puntolarla,
bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un
66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali
Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.
"Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala."
Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz,
ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası,
Amerikan donanması, topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla:
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala.
siyahpusula
TARANTA-BABU'YA BEŞİNCİ MEKTUPGörmek
işitmek
duymak
düşünmek
ve konuşmak
koşmak alabildiğine
başı dolu
başı boş
koş-
-mak...
Hehehey
TARANTA-BABU
hehehey,
yaşamak ne güzel şey
anasını sattığımın
yaşamak ne güzel şey...
Düşün beni
kollarım, senin üç çocuk doğurmuş
geniş kalçalarındayken
Düşün sıcak
Düşün kara bir taşa damlayan
çırılçıplak
bir su sesini...
İstediğin yemişin
rengini, etini, adını düşün...
Gözdeki tadını düşün
kıpkırmızı güneşin
yemyeşil otun
ve koskocaman
masmavi bir çiçek gibi açan
ay ışığının
Düşün TARANTA-BABU!
İnsanoğlunun yüreği
kafası
kolu
yedi kat yerin altından
çekip çıkarıp
öyle ateş gözlü çelik allahlar yaratmış ki
kara toprağı bir yumrukta serebilir,
yılda bir veren nar
bin verebilir.
Ve dünya öyle büyük,
öyle güzel
öyle sonsuz ki deniz kıyıları
her gece hepimiz
yan yana uzanıp yaldızlı kumlara
yıldızlı suların
türküsünü dinleyebiliriz...
Yaşamak ne güzel şey
TARANTA-BABU
yaşamak ne güzel şey
Anlayarak bir usta kitap gibi
bir sevda şarkısı gibi duyup
bir çocuk gibi şaşarak
YAŞAMAK...
Yaşamak:
birer birer
ve hep beraber
ipekli bir kumaş dokur gibi...
Hep bir ağızdan
sevinçli bir destan
okur gibi
YAŞAMAK...
. . . . .
. . . . . . . . .
YAŞAMAK...
Ne acayip iştir ki
bu ne mene gidiştir ki TARANTA-BABU,
bugün bu
"bu inanılmayacak kadar güzel"
bu anlatılamayacak kadar sevinçli şey:
böyle zor
bu kadar
dar
böyle kanlı
bu denli kepaze...
siyahpusula
Zarif Solucanımız ZARİFEBaş kısmından başlayarak bütün olarak ördüğüm Zarife bugün ailedeki yerini aldı... Biricik Zuzum henüz solucanının değerini anlayamamış olacak ki 5 dakika sonra bıraktı Zarife'yi kollarından... Ses çıkaramıyor ya o bakımdan:)
Neyse dönelim konumuza... Elimizde hangi renk yün varsa onunla ördüğüm 16 ilmekle başlayıp her 3 sırada bir ilmek arttırdığım solucanımın boyutunu ve genişliğini göz kararı ayarladım. Kuyruk kısmınıda 2 ilmek kalıncaya kadar azar azar eksilterek kestim. Gözlerinin olduğu bölümü beyazla işledim ve yeşil renk düğmeler diktim. Burnuna ponpon yaptım. Ağzınıda yine işledim... İçini silikonla doldurup gizli dikiş olduğunu düşündüğüm bir teknik ile kapattım... Ve renklerin ayrıldığı yerlere teğel attım ve boğum yaptım...
Sonra tam bitirdim derken babaannemiz olaya el attı ve "saçıda olması lazım" dedi. Ne demişler el elden üstündür, fikir güzel olunca "hay hay" dedim ve saçta yaptım... Sevgili kocacım her ne kadar "saçtan çok kaş olmuş bunlar" desede aslında onlar saç...
Şimdi bu sevgili Zarife'yi yalnız bırakmak olmaz... Zarife'ye zarif bir beyefendi ya da kıkır kıkır kıkırdaşabileceği bir kız aradaş yapmak lazım...
siyahpusula

45 ilmek olarak başladığımız patiğimizi 3 sıra haraşo örüp 4 parmak yüksekliğine gelinceye kadar düz örgüyle devam ettiriyoruz. İstenilen yüksekliğe gelindiğine emin olduktan sonra burun kısmını oluşturmaya başlayacağız.Zaten işin çoğu bu kısımdan sonra bitmiş oluyor. 10 ilmek örüyoruz ardından 5 ilmeği birden kesiyoruz bu kesme işlemini 4 kez daha tekrarlıyoruz. Toplamda 25 ilmeği kesmiş ve yerine 5 ilmek elde etmiş olmamız lazım. Yine kalan 10 ilmeği düz olarak örüyoruz.
4-5 sıra ördükten sonra fark edeceksiniz ki çok kolay bir şekilde patik örmüş oldunuz... İstediğiniz yüksekliğe ulaşınca yine 3 sıra haraşo örüp bitirin. Arzu eden haraşodan önce ilikler açabilir. Ve kurdelesini bu kısma geçirebilir. İstemeyen zaten 5 adet kestiğimiz bölümler delikli olduğu için orayada kurdelesini geçirebilir.
Modelde gördüğünüz gözleri ve burnu hazır alıp silikonla yapıştırdım. Arzu eden farklı renklerde bu kısımlara göz ve burun işleyebilir. ya da desenli örebilirsiniz. Artık favori patiğimide öğrenmiş bulunuyorsunuz.
İLİK AÇMANIN EN KOLAY YOLU : İki ilmeği bir kerede kesiyorsunuz ve bir ilmek arttırıyorsunuz... Böylece o kısımda bir boşluk oluşmuş olacak. Daha olmadı bizde bi video yayınlarız olur biter:))
siyahpusula

Bu yelek yapımı biraz karışık gelebilir ama modelini bir kez çıkarmayı başarınca sizde benim gibi seri üretime geçmek isteyebilirsiniz. Aslında çok kolay ve giydirilince bebişinizin üstünde çook tatlı duruyor...
Hemen tarifini vereyim... 55 adet ilmekle başlıyorsunuz daha sonra ilk 5 sırayı haraşo örüyorsunuz. Daha sonra 5 ilmek ve son 5 ilmek haraşo, ortada kalan 45 ilmek düz örüyorsunuz. İstediğiniz yüksekliğe ulaşınca
(iki elininzi yan yana koyduğunuzda 6-9 ay bebişiniz için yeterli olacaktır) yaka kısmına gelmiş oluyoruz. 5 haraşo 15 düz 15 haraşo 15 düz 5 haraşo şeklinde 5 sıra devam ediyoruz. Yaka kısmını ördükten sonra sıra ön kısmına yani kol kısmına geçmemiz gerekiyor. Bunun için 5 haraşo 10 düz 5 haraşo örüyoruz 15 ilmeği kesiyoruz artan ilmekleri bir ipe geçiriyoruz. Kalan ilmekler ipe geçirildikten sonra 5 haraşo 10 düz 5 haraşo şeklinde yine 4 sıra örüyoruz. 5. sırada toplamda 3 sıra haraşo örüyoruz. 3. sıradan itibaren modelimize geçiyoruz. yine 10 sıra düz ve 5 sıra haraşo örüyoruz ama modelin ilk 5 sırasındaki haraşoyu örmeden diğer şişe geçiyoruz. Böylece kavis yavaşa yavaş oluşmaya başlamış oluyor. Daha sonra kurdeleyi geçireceğimiz delikler almadan döndüğümüz için oluşmuş olacak. Kol kısmına baktığımızda Toplamda 7 haraşo örülmüş bölüm saymamız lazım. Sonrasında bu bölümü kesip bitiyriyoruz. Aynı işlemleri ipe geçirmiş olduğumuz ilmekler içinde yapıcaz.... Sayılara dikkat ederseniz sağ ve sol kolun ölçüleri birbirine denk gelecektir. Sonrasında oluşan boşluklara ve ön kısmına kurdele geçiriyoruz... Arzu eden düz kısımlarına minik boncuklarda işleyebilir. Bebişinizin koparmayacağından eminseniz...
siyahpusula

- Haftanın 7 günü, 24 saat çalışan, izin kullanmayan, mola vermeyen, gelen kişiyi her durumda içeriye alan, iyi insan - kötü insan ayırt etmeksizin çalışan bir "acil servis" olmakmış anne olmak...
- Saatlerce kıvranarak ıkındıktan, sürekli "tamam şimdi öldüm galiba" dedikten sonra, hemşire kolunuza giripte sizi kaldırdığında ve doğum masasına giderken, tarifi imkansız acılar içindeyken bile en samimi halinizle, doğum sırasında aksi birşey olursa önce bebeğinizi kurtaracaklarına dair söz almakmış anne olmak...
- Bebeğinizi ilk gördüğünüzde nefes almayı unutmakmış anne olmak...
- Onu ilk kucağınıza aldığınızda bir daha hiç birşeyin eskisi gibi olmayacağını anlamakmış anne olmak...
- İlk doğum yaptığınızda sabahlardan akşamlara, akşamlardan sabahlara kadar durup durup"acaba nefes alıyor mu" diye yoklamakmış anne olmak...
- Bebeğinize her baktığınızda, kalbinizden milyonlarca kuşun kanat çıprtığını hissetmekmiş anne olmak...
- Size ilk gülümsediğinde gizli gizli ağlamakmış anne olmak...
- Lokmalar bebeğinizin ağzındayken doyduğunuzu hissedebilmekmiş anne olmak...
- En derin uykulara dalmışken azıcık üstünü açsa kurulu gibi uyanıp, öpe öpe üşüyen yerlerini ısıtmakmış anne olmak...
- Bir kaç saatliğinede olsa yanından ayrıldığınızda bebeğinizin acıktığını, gögüslerinizin sızlamasından anlamakmış anne olmak...
- Kucağında bebeğiyle yürüyen her kadının, içinde bir yerlerde saklı bir panter yetiştirdiğini bilmekmiş anne olmak...
- Ağızdan çıkan ilk "anne" kelimesini duyabilmek için bütün bir ömür bekleyebilmekmiş anne olmak...
- Bir tek gülücük karşılığında bütün bir ömrünü seve seve adamayı istemekmiş anne olmak.
- Savaşlarda neden ilk önce kadınları vurduklarını anlamakmış anne olmak...
- Bir çocuğun annesi olmak tüm dünya çocuklarının annesi olmak demekmiş...
- Nerde evladı için ağlayan bir anne varsa, tüm kalbinle onun acısını yaşamakmış anne olmak...
siyahpusula
İstanbul'da yaşadığım zaman zarfında denk geldikçe sahafları gezip bulmaya çalıştığım ve 4 cildinide farklı yayın evlerinden bulup, hamileliğim sırasında yattığım yerden bir çırpıda okuduğum Yaşar Kemal'in unutulmaz eseri İnce Memed'de ilk dikkatimi çeken şey 32 yıllık bir emeğin ürünü olduğuydu...İnce Memed ile ilgili en güzel özet anlatım yine kitap kapağının arkasında yer alan cümle. "Mecbur bir adamın öyküsü"...
O kadar içtenlikle tasvir edilmişti ki; okurken kendinizi o dağlara, bozkırlara bakarken ya da çeltik tarlalarının içinde yokluktan tükenirken ya da iz sürerken buluyorsunuz...
şimdi bile ne zaman bir dağa baksam sanki ince memed atıyla şahlanır...
okumak zorunda olduğumu bildiğim ve okuduğum için kendi kendime "aferim sana kendine verebileceğin en güzel hediyelerden birini verdin" dediğim bu kitabı okumadıysanız mutlaka okumanızı tavsiye ederim...
siyahpusula
Murathan hayatımın ilk şairi... ilk aşkı... ilk gözyaşım...Bu adamın lirik bir ruhu olduğunu düşünüyorum ve istesede istemesede çoğumuzun kanayan yaralarına dokunmayı başarabildiğini... sanki hep aynı şeyleri anlatsada her defasında kendisini dinletmesini biliyor... ustalıkla kullandığı kelimelerinde en çok ve çoktanda fazla yalnızlık var... ama öyle bir yalnızlıklı birgün ansızın çoğalan, çoğaldıkça özgürleşen, özgürleştikçe okuyanın kimliğini bulmasını sağlayan bir yalnızlık... okurken illaki yazanın ruhunu görmek, ona dokunmak, hissetmek Murathan'la gerçekleştirebildğim bir sanal eylem.
Kadından Kentler okurken kime dokunmak istiyorsanız dokunabildiğiniz bir kitap... 16 farklı kentin 16 farklı kadını... hikayeden çok roman tadında yazılmış bu kitapta yine farkettiğim ve ilk günkü heyecanımı yitirmeden okuduğum bu kitabı yaratan adam kelimeler üzerinde ustalıklı olmasından, ilham yönünden zengin olmasından ziyade oyunlarında, şiirlerinde, romanlarında ya da hikayelerinde karakterleri üzerinde yoğunlaşıp dersini ne kadar iyi çalıştığını gösteriyor bizlere... çalışkan, naif, lirik, aşık, biraz kadın biraz erkek ama en çokta çocuk bulduğum insan...
Murathan Mungan... istanbul sokaklarında zaman zaman karşılaştığım ama bir türlü yanına gidip tanışamadığım, sanki yüzüne karşı bir cümle kursam gerçekliğini yitirecekmişim gibi hissttiğim bu insanla "Kadından Kentler" de yeniden kucaklaşabildiğim için çok mutlu oldum...
siyahpusula
Star Wars efsanesinin zenginliği ile bilgisayar teknolojisinin birlikteliğinden doğan bu animasyon filmi bence Star Wars hayranlarını hayal kırıklığına uğratacak...Star Wars hayranlarının çok sevdikleri Anakin Skywalker, Obi-Wan Kenobi ve Padmé Amidala gibi karakterlerin yanı sıra, Anakin’in jedi öğrencisi Ahsoka gibi yepyeni kahramanların yer aldığı bu animasyon filmi çocuklar için (annecikleri izin verir mi bilmiyorum ama) tercih edilebilir... ama bizim gibi koca çocukları tatmin etmeye yetmedi diyebilirim... animasyon olması merak uyandırmıştı ama izlemesemde olurmuş...
sevgili kocacığım bir star wars hayranı olarak filmin sonunda şu yorumu yapmıştı:"star wars felsefesinden yoksun"
artık gerisini siz düşünün...

